2 Ocak 2015 Cuma

Afgan Kızı

Ş.R.F.E'nin Ş'sinden paylaştık hep, biraz da R'sinden paylaşalım. 2007 yılında çizmiş olduğum ilk portre denemem, Afgan kızı...

27 Şubat 2014 Perşembe

O EL

Bir el vardı bana sürekli cam bir bardakta su veren. Bu el, git gide her su verişinde o cam bardağın bir taraflarını kırmaya başladı ve her su içişimde ağzımın bir yerleri kesildi. Şimdi bardağın kırık yerleri oldukça fazlalaştı, ağzımın kesilmesine alıştım ama bardak bardaklıktan çıktı artık, eskisi kadar su taşımıyor bünyesinde ve ben her geçen gün daha az su ile daha çok kesikler ediniyorum kendime. Biliyorum ki sonunda su olmadan sadece kırık bir bardak düşecek payıma. Ben yine "o elden geliyorsa, boş da olsa içilir" diye kanatacağım dudaklarımı ama bir süre sonra yara içindeki ağzımın konuşmaya mecali kalmayacak ve susacak kendi içine. Kırık bardak gelmeye devam edecek ama artık o elle olan muhabbetim sessizliğimden dolayı bitmiş olacak ve ben bir daha o elden hiç bir şey alamayacağım. O el beni ben yapanken, bir de bakacağım ki yok eden olmuş. O el kendini benim içimde yok ettikten sonra farkına varacak aslında kendinin de benimle birlikte yok olduğunun ve bir gün sağlam bir bardakta dolu dolu su getirecek bana onsuz geçen günlerin telafisi olsun, kana kana içeyim, susuzluğumu dindireyim diye ama ben bir daha ona kanmayacağım, ağzımı yine yara bere etsin diye... 
İş işten geçmiş, sevgim bitmiş olacak. İstesem de artık o el’i eskisi gibi sevemeyeceğim. Oysaki “o el” istese bir ömür boyu kalbimin üstünde taşımaya hazırdım onu. Şimdi kendi mutsuzluğunu kendi elleriyle kazıyor, şimdi bizi “o el” bitiriyor.

27.02.2014 / 18.22  Gülcan Yağmur


21 Ocak 2013 Pazartesi

YİNE YENİ YENİDEN


Uzun zaman sonra yine yazmaya başlamak…

Bu sefer daha dağınığım, bir konum yok aslında hiçbir şey yok ama çok şey var içimde, tuhaf bir his, kalbimde harakiri yapmakta olan bir kadın, titreyen ellerim, uykusuz gözlerim ve hiç olmadığı kadar yoğun bir huzursuzluk duygum...

Nedeni yok, belki de çok…

Belki sevgimi, sevdiğimi paylaşamamak, belki de ona zarar gelmesinden korkmak, kendime bile açıklayamaya çalışamadığım nedensiz çaresizlik…

Siz hiç düşündünüz mü düşünemediklerinizi ve düşünememekten, bulamamaktan gelen çaresizlik nefretini, ne yazsam boş, içim boş, dışım boş, etrafım boş, işte öyle bir şey…

Belki de yalnızlık ağır geldi yine, belki o yüzdendir kalp çarpıntılarım, nefes alamayışlarım… Özlediğim, sevdiğim yanımda olmayınca, bir annenin rahminde çocuğunun ölmesi gibi boşluklarım, yiten umutlarım, sevgiye açlığım, dosta ihtiyaçlığım…Burnunu sildiği mendile bile burnumu silecek kadar çok sevmem, tiksinmeden, iğrenmeden…

Sevdiği ağladığında ağlayan insanlar vardır elbet ama sevdiğinin gözyaşlarının tuzuyla susuzluğunu gideren yoktur benim kadar ve saf bir sevgiyle seven bir o kadar…

Bu yazıyı anlayanlar kadar anlamayanlar da var biliyorum o yüzden ne yazsam boş, içimdekini bir ben biliyorum…  

....
21.01.2013 / 13.30 Gülcan Yağmur

5 Ekim 2011 Çarşamba

KUZEY & GÜNEY

Evin Kuzey'i bendim hep.
Hep soğuk, hep hırçın...
Yüreğinde fırtınalar kopan
ve gözlerinden döktüğü yağmurlarıyla hep ıslak,
hep yosunlu...

Ablam ise Güney'di hep.
Hep sıcak, hep yumuşak...
Yüreği yansa da belli etmeyen
Güneşinden çiçeklerin açtığı,
Güllerin renk verdiği...

Şimdi Kuzey hala ıslak, hala yosunlu,
Güney ise Cennetinde büyüttüğü çiçekleriyle mutlu...

Ve Yarın Cennetteki 2. Doğum Günü Güney'in...


Doğum Günün Kutlu, Mutlu Olsun ABLAM...

6 Ekim 1982 - 26 Eylül 2010

5 Ekim 2011 / 21.15

...

31 Mart 2011 Perşembe

1 NİSAN :(

Herkesin içindeki çocuğu dışarıya çıkarttığı bir “1 Nisan” gününde vazgeçtim çocuk olmaktan.


Hayatın insana ne kadar acı dersler verdiğini, asıl şakayı bize onun yaptığını fark ettiğimde vazgeçtim bu hayattan bir şeyler ummaktan.


Bir dostun abisinin 1 Nisan’da lösemiden ölmesi nasıl büyük bir şakadır?

Bir yandan insanlar ellerinde kadehlerle birisinin doğum gününü kutlarken diğer yandan bir dostun abisinin ölüm yıldönümünde yas tutması, diğer insanlar gülüp eğlenirken onun içinin yanması, ağlaması nasıl büyük bir çelişkidir?

Ve iki yıl sonraki 1 Nisan’da o dostunuzun abisi için üzülüp, ağlayıp, dostunuzun masasına abisinin anısına saygıyla, sevgiyle bir tane karanfil bıraktığınız günün akşamı, çocuk olmaktan, yaşıyor olmaktan vazgeçtiğiniz o lanet günün akşamı canınız yanarak eve gittiğinizde ablanızın da lösemi olduğunu öğrenmeniz, 6 ay sonra da ablanızı kaybetmeniz nasıl büyük bir kaderdir?



Hayat nasıl bir şaka, nasıl bir çelişki, nasıl bir kaderdir???


Yazan: Gülcan Yağmur

4 Ocak 2011 Salı

NEREYE KADAR?

Suyun üzerinde duran bir dubayı, suyun dibine itmeye çalışır gibi
tüm gücümle itiyorum beynimde gezinen düşünceleri, kalbimde atan hisleri...
Dikkatim bir an dağılsa, gücüm yetersiz kalıyor
ve dubanın kendini suyun üstüne vurması gibi,
gözyaşlarım içimdekileri fırlatıp atar gibi akmaya başlıyor.
Biliyorum bir gün tamamen gücümün kesileceğini
ve biliyorum dubayı ne kadar suyun dibine batırırsan yüzeye o kadar kuvvetli çıkacacağını,
insanın yüzünü paramparça etme ihtimalinin bile olduğunu.
Biliyorum benim de duygularımın bir gün beni paramparça ederek,
itmeye çalıştığım bilinçaltımdan çıkacağını.
Biliyorum canımı o zaman şimdikinden daha çok yakacağını
ama yapamıyorum, yine de yapamıyorum.
Şimdi, şu an bu acıya dayanamıyorum,
belki o zaman; duba suyun yüzüne tüm gücüyle fırlayınca,
dağıtınca tüm benliğimi, hayatımı, dayanırım belki.
Şimdi dayanamam ama o zaman dayanırım belki...

Gücüm bitene kadar dubayı suyun altına itmeye ve gülmeye devam ediyorum,
ABLAM hiç ÖLMEMİŞ gibi...



Ve Bir Damla Gözyaşı Beyaz Kağıdımda...
Sonrası Yine Bilinçaltımda...

23.11.2010 / 21.21



Durduramıyorum Sel Gibi Akan Gözyaşlarımı
Derin Derin Nefes Almak Bile İşe Yaramıyor Artık.
Boğazımın Düğümü Çözüldü
Bağlayamıyorum.

23.11.2010 / 23.30


Yazan: Gülcan Yağmur

...

14 Ekim 2010 Perşembe

Kafamı Ruhuma Çarptım - Yazamıyorum :(

Kafamı fena halde ruhuma çarptım, tepemde cümleler dolaşıyor. 
Çok şiddetli çarpmış olmalıyım, başım ağrıyor, cümleler hala tepemde… 
Tutup çekmek istiyorum bir tanesini, kollarım yetişmiyor, gücüm yetmiyor. 
Bir kez daha deniyorum, bir kez daha, bir kez daha…

Bir tanesini yakaladım galiba?... 
Offf!!! başım daha çok ağrımaya başladı, yine yakalayamadım, son anda kaçırdım beynimden. 
Yakalasam, hemen şimdi, şuracıkta yazacağım ama sanki benimle oyun oynuyorlarmış gibi yazmaya başlayınca hepsi dağıldı gitti. Biliyorum ki birazdan yazmayı bitirince hepsi yine beynime üşüşecek, tam yazmaya başlayacağım, hooop dağılıp gidecek.

Ruhum artık sığmıyor olduğu yere, çıkmak istiyor cümleleri, bir an önce çıkmak…
Başka yolu yok; ya gözümden yaş akacak, ya kalemimden söz. Bir yazı, ya yazılacak ya yazılacak, bugün olmasa yarın, yarın olmazsa öbür gün ama mutlaka yazılacak yoksa bu ruh, bu bedenden patlayacak.

 
14 Ekim 2010 / 21.30



Ölümün seni, sevginin sıcak teninde kavuşturduğu o soğuk morg gecelerinde andım adını.

Toprak kokusu, gül kokusu, dost kokusu doldu yüreğime.

Kaskatı teninde, yumuşacık yanağın deldi dudağımın hüznünü.

Sen ölü bedeninle musalla taşına çarptın kafanı, bense ruhuma.

14 Ekim 2010 / 21.50


Yazı ve Şiir: Gülcan Yağmur

.

8 Şubat 2010 Pazartesi

SUSMAK ÖLMEKTİR

Susmanın ne demek olduğunu bilemezsin.

Susmak görülmemektir, duyulmamaktır,
var olmamaktır susmak; ölmektir.

Kimse öldüğünü bile fark etmemiştir oysa. Mezarının yanına gelip anlatırlar dertlerini, sıkıntılarını. Her anlatışta biraz daha serpilir üstüne ölü toprakları ve gün geçtikçe artar üzerindeki ağırlık. Buna rağmen, üzerindeki tonlarca ağırlığa rağmen bağırırsın, haykırırsın sesini duymaları için, toprağın altında hala nefes alabildiğini anlamaları için
ama kimse duymaz sesini. Çığlıkların işitilmez olur.

Gerçekten anlamak isteyen biri çıksa, sevgiyle sarılabilse sana ve başını toprakla örtülü göğsüne yaslayabilse o zaman duyacaktır sesini.
Üzerindeki toprağı kazıyacaktır elleriyle, sabırla . Belki 1 gün belki 1 ay belki de 1 sene boyunca kazımak zorunda kalacaktır ama sonunda ulaşacaktır emeline. Kurtaracaktır seni üzerindeki tonlarca ağırlıktan, toprağın altından, ölümden…

Seven biri, gerçekten seven, anlayan biri ama…

Yoksa başka türlü mümkün değildir o toprağın altından çıkman.
Başka türlü mümkün değildir yeniden konuşman.

Toprağın altına gömülmedikçe bilemezsin ölmeyi,
sessizliği susmadan bilemeyeceğin gibi.

                                                                 7 Şubat 2010 / 23.00
...

7 Şubat 2010 Pazar

ÖVÜNÜN ESKİ DOSTLARIM

Övünün yarattığınız eserle eski dostlarım, övünün...

Dinlemek yerine anlatmayı seçen, anlamak yerine hep anlaşılmayı seçen dostlarım; övünün yarattığınız eserle, hayattan kopardığınız sevinçle...

Yıllarca anlattıklarınızı dinlettiğiniz, anlattıklarımı dinlemediğiniz için sustu dilim ve sustukça kayboldu sevinçlerim. Anlatamadıkça sevinçlerimi içime gömdüm, gömdükçe kayboldum. Paylaşmayınca heyecanlar da hüzünler de anlamını yitirdi. Yıllarca içimde biriktirdiğim çöplükte çürüdüm. Artık hayattan bir zevk alamıyorum, alsam da hissettiremiyorum, heyecanlanmamı, konuşmamı bekleyen insanlara kendimi sunamıyorum. Susuyorum içimdeki çöplükle beraber. En önemli anları da en basit anları da anlatmaya isteğim yok artık, hatta olanları göremiyorum bile. Karşımdaki biri konu açmadıkça anlatacak hiç bir şey bulamıyorum. Sıkıcı, ne istediğini bilmeyen, ne yapmak istediğine dair bir fikri bile ortaya koyamayan biri oldum. Eskiden "seninle olmak keyif verici" diyenler artık "yanında olmaktan sıkılıyorum" diyor ve ben hala susuyorum. Susmayı hiç öğrenmemeliydim, asla öğrenmemeliydim, sizin kadar bencil, sizin kadar anlayışsız olmalıydım. Oysa bu güne kadar hep gurur duymuştum kendimle, sizin gibi bencil olmadığım için. İnsanlara anlayışlı davrandığım, empati kurabildiğim için gurur duymuştum ama bugün, bugün nefret ettim kendimden sıkıcılığımı tokat gibi yüzüme vuran o sözlerden sonra, nefret ettim sizden...

Artık bencil olma vakti geldi, konuşma vakti geldi,
saçmalayarak da olsa, düşünmeden de olsa, alay edilmek pahasına, kalp kırmak pahasına konuşma vakti geldi. Madem hep kötüler kazanıyor
artık kazanma vakti geldi.

“Derdin derdim olsun, savaşın savaşım… İstersen gel beraber susalım ama bırak mutsuzluk kanlı gözyaşlarıyla kaleminde kalsın biz mutlu olalım. Ben seni sessizliğinle sevdim.” diyen kişi bile artık benimle birlikte susmaktan sıkıldıysa, savaşım savaşı değilse, kendime karşı kendi savaşımı başlatma vakti geldi demektir.

Kendimi yendiğim gün, hayattan zevk aldığım ve zevk aldığım şeyleri paylaşabildiğim gün (ki bunun için paylaşabileceğim bir dosta ihtiyacım var yine ama bu sefer dinlemeye hazır olan bir dosta “susma” diyen bir dosta ve inanıyorum ki o dost beni anlamaktan vazgeçse de hala yanımda) bir yandan bencilliğime sevinirken bir yandan da beni sevindiren, mutlu eden şeylerin, başkalarını mutlu etmekten geçtiğini unuttuğum için nefret edeceğim kendimden. Yine ve hep nefret edeceğim. Sonunda kendimden nefret etmeyeceğim bir yol bulabilsem keşke, keşke eski “ben” olabilsem. Keyifli, eğlenceli, hayat dolu, insanları güldüren ama daha az duygusal daha az dinleyen ve başkalarının derdini kendine dert edinmeyen yani aslında yeni bir “ben”; konuş ama dinleme, dinle ama anlama, anla ama üzülme. “Boş ver” de gitsin herkes gibi, gül geç yaralarına, onlarla birlikte kanama, ağlama sakın ama sakın ağlama onlarla, onlar için ağlama. Zeki ol, kurnaz ol, mantıklı ol ama asla duygusal olma...

Bakalım yeni “Ben”i kimler sevecek!!!


                                                           7 Şubat 2010 / 22.07
...

4 Ocak 2010 Pazartesi

AH PAPATYAM




Ah Papatyam,
Bir bal alsam koLarından, teninin can damarından.
Göğsümü göğsünde dinlendirip, ruhumu doyursam.
Sevginle aşılasam tüm çiçekleri, tüm güzellikleri.
Ben "sen" olsam, Sen "ben" olsan.
Yaprağına kanat olsam, kanadıma yaprak olsan.
Sevsen, bir ömür sevsen...

Sarı-Beyaz bir aşk olsa bizimkisi.
Özgürlüğümden vazgeçip, gövdende gözlerimi yumana dek senin olsam.
Sarı tenim, beyaz yapraklarınla bir uyum eşliğinde ahenkle dans ederken
Beyaz çizgilerim parıldayan sarı teninle bütünleşse.
Ve yumduğumda gözlerimi hayata, saflığını haykıran beyaz yapraklarınla örtsen solan bedenimi.
Benim gövdemde senin izin, senin gövdende benim çizgilerim.



 GÜLCAN YAĞMUR
04.01.2010 / 21.40

 ...