Kafamı fena halde ruhuma çarptım, tepemde cümleler dolaşıyor.
Çok şiddetli çarpmış olmalıyım, başım ağrıyor, cümleler hala tepemde…
Tutup çekmek istiyorum bir tanesini, kollarım yetişmiyor, gücüm yetmiyor.
Bir kez daha deniyorum, bir kez daha, bir kez daha…
Bir tanesini yakaladım galiba?...
Offf!!! başım daha çok ağrımaya başladı, yine yakalayamadım, son anda kaçırdım beynimden.
Yakalasam, hemen şimdi, şuracıkta yazacağım ama sanki benimle oyun oynuyorlarmış gibi yazmaya başlayınca hepsi dağıldı gitti. Biliyorum ki birazdan yazmayı bitirince hepsi yine beynime üşüşecek, tam yazmaya başlayacağım, hooop dağılıp gidecek.
Ruhum artık sığmıyor olduğu yere, çıkmak istiyor cümleleri, bir an önce çıkmak…
Başka yolu yok; ya gözümden yaş akacak, ya kalemimden söz. Bir yazı, ya yazılacak ya yazılacak, bugün olmasa yarın, yarın olmazsa öbür gün ama mutlaka yazılacak yoksa bu ruh, bu bedenden patlayacak.
14 Ekim 2010 / 21.30
Ölümün seni, sevginin sıcak teninde kavuşturduğu o soğuk morg gecelerinde andım adını.
Toprak kokusu, gül kokusu, dost kokusu doldu yüreğime.
Kaskatı teninde, yumuşacık yanağın deldi dudağımın hüznünü.
Sen ölü bedeninle musalla taşına çarptın kafanı, bense ruhuma.
14 Ekim 2010 / 21.50
Yazı ve Şiir: Gülcan Yağmur
.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder