5 Kasım 2009 Perşembe

SUSMAK



Anlam aradıkça anlamsızlaşıyor her şey, görmeye çalıştıkça kayboluyor. Duymak istiyorsun, yalnızca gerçekleri duymak; yalan gelip tüm gerçekleri esir alıyor. Sevmek istiyorsun, gönlünce sevmek, sevilmek, “bir” olmak; yalnızlık gelip başucuna çörekleniyor.
Haykırmak istiyorsun dünyaya gördüklerini, duyduklarını; dünya kulak tıkıyor.

Sonra susuyorsun. “nasılsa dinlemiyorlar” diyerek çaresizce susuyorsun. Kimse sustuğunun farkına bile varmıyor. Sen biliyorsun sustuğunu, sen duyuyorsun içinde çığlık atan benliğinin sesini, yeniden “var olmak” istiyor, duyuyorsun ama elinden bir şey gelmiyor. Susmanı istiyorlar, susuyorsun.


Derken biri çıkıveriyor karşına; seni dinleyen, anlayan biri. Suskunluğunu yenmende, yeniden “var olabilmende” sana yardımcı olan biri. “Susma” diyor, “konuş “ ve sen konuşmayı yeni öğrenmiş bir bebek gibi ürkek, korkak, tedirgin bir halde konuşmaya başlıyorsun. Belki söylediklerinin bir anlamı yok, belki de var. Karşındaki bunu umursamıyor bile, çünkü onun için ağzından çıkan her kelime değerli, her kelime anlamlı. Çünkü seni gerçekten seviyor. Biliyor, hissediyorsun. Sonra fark ediyorsun, konuştuklarının sen konuştuğun için değil, o dinlediği için sana da anlamlı, değerli geldiğini ve her şeyi ona, yalnızca ona anlatmaya başlıyorsun. Hayatında vazgeçilmez bir tahta kuruluyor, kalbinin en derinlerine işliyor sevgisini. Hayatından hiç çıkmasın  istiyorsun. Derken bir gün kahroluyor kulakların. Hiç beklemediğin bir anda, hiç beklemediğin suçlamalar, iftiralar, hakaretler çalıyor kapını. Yılların biriktirdikleriyle gelen suskunluğundan sonra bu karşılaştıkların, yılların biriktirdiklerinden de ağır geliyor ve sen yine susuyorsun. Susuyorsun çünkü yine kimse söylediklerini dinlemiyor. Dinliyormuş gibi görünüp, dinlemeden, kafalarında yarattıkları dünyada sıkışıp kalıyorlar. Dinlemedikleri için anlayamıyorlar da. Anlamayacakları şeyleri anlatmak, anlatmakta ve anlamalarını istemekte ısrar etmek kavga ve kalp kırıklığından başka bir şey getirmeyecek biliyorsun. Saygıyı kaybetmemek için susuyorsun yine. Susmazsan, yarın öbür gün karşılarına çıkmaya yüzün olmaz, susmazsan, kavga ayrılık getirir. Ayrılık korkudur, en büyük korku… Susmanın altında yatan asıl sebeptir kaybetme korkusu…

Kaybetmemek için sustuğunda işlerin daha da kötüye gideceğini hiç düşünmemişsindir. Seni sessizliğinle seven o kalbindeki tahtın sahibi, sessiz kaldığın için seni terk ettiğinde anlarsın sessizliğin bedelinin ne kadar ağır olduğunu. Konuşmak istesen de artık zaman çok geçtir. Ne o zaman konuşabilirsin artık ne de bir başka zaman.

Suskunluk başladı mı bir daha hiç bitmez.

O, bitirebilmişti suskunluğunu, bir tek o. Bilirsin ki ya o gelinceye kadar susarsın, ya da sonsuza kadar.

 GÜLCAN YAĞMUR
21 EKİM 2009 / 20.30


Sevmek acıdır,

Susmak daha beter bir acı.

Konuşmak özlemdir artık.

Sevgiliye duyulan hasret gibi,

“Gelse” dersin sesim,

“Gelse de yeniden söyleyebilsem sevdiğimi…”

               GÜLCAN YAĞMUR / 26 EKİM 2009 / 21.40



İnsanın tek başına bir değeri yoktur, insanı değerli kılan dostlarıdır.
En çok dostu olanın değil, en çok “dost” olabilenin fazladır değeri.

GÜLCAN YAĞMUR 
28 EKİM 2009 / 22.06



Dostluğu kaybeden, insanlığı bulamaz.

GÜLCAN YAĞMUR / 04 KASIM 2009 / 22.00

 
...