Bir el vardı bana sürekli cam bir bardakta su veren. Bu el,
git gide her su verişinde o cam bardağın bir taraflarını kırmaya başladı ve her
su içişimde ağzımın bir yerleri kesildi. Şimdi bardağın kırık yerleri oldukça fazlalaştı,
ağzımın kesilmesine alıştım ama bardak bardaklıktan çıktı artık, eskisi kadar
su taşımıyor bünyesinde ve ben her geçen gün daha az su ile daha çok kesikler
ediniyorum kendime. Biliyorum ki sonunda su olmadan sadece kırık bir bardak düşecek
payıma. Ben yine "o elden geliyorsa, boş da olsa içilir" diye kanatacağım
dudaklarımı ama bir süre sonra yara içindeki ağzımın konuşmaya mecali
kalmayacak ve susacak kendi içine. Kırık bardak gelmeye devam edecek ama artık
o elle olan muhabbetim sessizliğimden dolayı bitmiş olacak ve ben bir daha o elden
hiç bir şey alamayacağım. O el beni ben yapanken, bir de bakacağım ki yok eden olmuş.
O el kendini benim içimde yok ettikten sonra farkına varacak aslında kendinin
de benimle birlikte yok olduğunun ve bir gün sağlam bir bardakta dolu dolu su
getirecek bana onsuz geçen günlerin telafisi olsun, kana kana içeyim,
susuzluğumu dindireyim diye ama ben bir daha ona kanmayacağım, ağzımı yine yara
bere etsin diye...
İş işten geçmiş, sevgim bitmiş olacak. İstesem de artık o el’i
eskisi gibi sevemeyeceğim. Oysaki “o el” istese bir ömür boyu kalbimin üstünde
taşımaya hazırdım onu. Şimdi kendi mutsuzluğunu kendi elleriyle kazıyor, şimdi
bizi “o el” bitiriyor.
27.02.2014 / 18.22 Gülcan Yağmur

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder