2 Temmuz 2009 Perşembe

KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ

Geçenlerde arkadaşlarımdan biri (erkek) Can Yücel’in bir yazısını gönderdi. Can Yücel’in yazılarını çok beğenmeme rağmen bu sefer bu yazı beni biraz kızdırdı. Kadınları suçlarcasına yazılmış olarak gördüğüm bu yazıya ve bu yazıyı göndererek bu düşünceyi savunan arkadaşıma verecek cevabım vardı ve başladım yazmaya…

Öncelikle Can Yücel’in yazısını ve ardından da benim Can Yücel’in yazısı kadar gerçekleri yansıtan bu yazımı sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Değerli yorumlarınızı bekliyorum.
Kadın, erkek konularında sonuna kadar tartışırım :D


CAN YÜCELCE…

Her gün kim bilir kaç kadın görüyorum...
Sokakta, vapurda, okulda, kuaförde, orada, burada...

Ama olmuyor hanımlar, olmuyor!

Kadınlar kadınlığı unutalı daha kaç on yıl oldu ki?

Solaryuma girmeye, çıplak gezmeye, kariyer hırsıyla yüzlerini buruşturmaya başlayalı kaç on yıl oldu?
Çevremde gördüğüm kadınlardan bazılarının birtakım özelliklerini seçtim.
Bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadınların hoşuma giden özelliklerini ekledim.

Gözlerimi kapadım, Osmanlı zamanından kalma, hani şu afet-i devran denen kadınları düşündüm.

O nasıl bir cazibedir ki, peçelerin ardından bile erkekleri aşık eder.
Bir Fransız kadınının zarafetini düşündüm sonra, bir İspanyol kadınının ateşini ve bir Türk köylü kızının tazeliğini.

Kadının güle benzemesi gerektiğine karar verdim sonunda.

Kadının hası güle benzer. Rengiyle, kokusuyla, dikeniyle.

Açın televizyonu, bir tane gül görüyor musunuz?
Kadının hası yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaşlı ve sıcak olur.
Ağırbaşlılıktan kastım, sıkıcılık değil elbet.

Şımarıklığın da hakkını verir.
Ağırbaşlı tebessümleri olur bir de.

Kadın yüzü dediğin mahkeme duvarına benzemeyecek.

Bu tebessümler sevgidir. Yumuşacık bir sevgi olur kadın yüreğinde.

Kim olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun.
Erkeğini dizine yatırıp saçlarını okşamayı bilir gerçek bir kadın.

Kadının hası nerede, nasıl davranacağını bilir.

İnsanların içinde kapris yapmaz, hır çıkarmaz; ama gerçek bir Osmanlı kadını gibi, adabıyla, raconuyla istediğini alır.

Dırdır etmez. Çok konuşup, baskı yapıp erkeği bezdirmez.

Yüz göz olmaz kadının hası.

Bazen öyle bir bakar ki, hele bir de bazen öyle bir susar ki, bin tümceye bedeldir bu bakmalarla susmalar.

Bu kadın üzülmeyi de bilir, ağlamayı da, kızmayı da.

Ama üzmemek lazım, ayrıca kızdırmaya da gelmez.
Gerçek bir kadın ezik durmaz. Kambur yürümez, dimdik durur.

Kendine saygısı, güveni vardır.

Erkeğine can yoldaşı olur, destek olur, onu dinlemeyi bilir.
Bazen utangaç olur, bazen ürkek.

Soğuktan ya da yalnızlıktan korkabilir kadın.

Aptal olmaz gerçek bir kadın. Bön bön bakmaz adamların suratına.
Hülyalı bakışları da olsa, zihni uyanık olur.
Hüznü, gökten deli deli yağan yağmur gibi olur, saçlarından akar.
Neşesi ise öyle renkli, öyle dağınık; saçları savrulur.

Kahkahaları vardır bu kadının, çın çın eder odaların duvarlarında.
Sesi güzel olur kadının, biraz buğulu... arada bir pencereye yaslar başını, sokağa dalıp gider, bir şarkı söyler.
Olgunluğuyla şaşırtır erkeği.

Bazen de öyle çocuk olur, öyle sağlam saçmalar ki, yine, yine şaşırtır onu.
Sıkmaz kadın, bunaltmaz, yaşa yaşa bitmez.

Huzur verir varlığıyla.
İçmesini de bilir kadının hası.
Bazı akşamlar anason kokulu tüter sofrasının sıcağı.

İçli bir türkü dinler bazen, üşür, sırtına hırkasını alır.

Konuşurken insanın yüzüne bakar kadın.

Kibirli olmaz. Kültürsüz olmaz. Bomboş olmaz kafası.

Dünyanın, ülkenin olaylarını bilir, anlar, söyleyecek sözü vardır.

Kişiliklidir. Beceriklidir.

Tırnağı kırılınca üzülür, üzülür işte, profesör de olsa, sultan da olsa, boksör de olsa üzülür.
Gerçek bir kadın hiçbir zaman reklam panolarındaki kızlara benzemez.
Etini teşhir etmez. Fosforlu bir taş gibiliği yoktur onun, loş bir cazibesi vardır.

Albenisi metrelerce öteden çarpar adamı.

Ne kadar örtüneceğini, ne kadar açılacağını, yerine ve zamanına göre bilir.
Gerçek bir kadın Paris podyumlarında yürüyen, 17. yüzyılın vebalı kadınları gibi mankenlere benzemez.

Uzun saçları vardır kadının. Yumuşak olur, güzel kokar.

Kadının hası saçlarını ne zaman toplayacağını, ne zaman salacağını bilir.

Kadına yaraşmaz soğukluk.
Gerçek bir kadın göbek atmayı, gerdan kırmayı, iyi becerir; ama öyle her yerde masaların üstüne çıkıp oynamaz.

Havasında oldu mu, bir oynadı mı, herkes onu izler.
Kadın korunmayı sever, ama korunmaya muhtaç olmaz.

Erkekler korumayı severler, ama yine de güçsüz, zavallı kadınlardan hoşlanmazlar.

Güçlü kadından ise çekinirler, ona yanaşamazlar.

Kadının hası bu dengeyi kurmayı bilir; gücünü erkeğin gözüne gözüne sokmaz.
Has kadına naz da yakışır, kapris de.

Öyle tatlı, öyle kıvamlı naz eder ki, onun nazını erkek zevkle çeker.

Gerçek bir kadın şiir gibi olur, mey gibi olur, ömür gibi olur...

CAN YÜCEL



BENCE…

Evet; dik durmalıdır kadın, ağırbaşlı olmalı, nerede nasıl davranacağını bilmelidir, aptal olmamalı, karşısındakine huzur vermelidir.

Ama… ( burada uzunca bir ama var...)



"Kadınlar kadınlığı unutalı daha kaç on yıl oldu ki?" demiş Can Yücel, sebebinin hemcinsleri olduğunu unutarak…

Osmanlı kadınlarının tarihe karıştığı gibi, Osmanlı erkekleri de yok artık. Onları tarihe kim bilir “kaç on yıl” öncesindeki erkekler karıştırdı. Nerde o; kadınına nazik davranan, onu incitmeyen, dövmeyen, aşağılamayan, hep üzerine titreyen, ona kol kanat geren Osmanlı erkekleri...

Erkekler zevklerine bu kadar düşkün hale gelmeseydi, hırslarına, öfkelerine bu kadar yenik düşmeselerdi, yaşadıkları her stresi kadınların üzerlerinde atmaya çalışmasalardı, onların değerini gerçekten bilebilselerdi, şimdiki kadınlar da oluşmazdı toplumda.

Erkekler kendi gönüllerini eğlendirecekleri kadınlar istedikleri için, bronz tenli, çıplak ve aptal kadınlar onlara daha cazibeli geldiği için, sevgiyi, aşkı tarihe gömüp, kadın-erkek ilişkisini arz talep meselesine dönüştürdükleri için, değişimleri “kaç on yıl oldu” diye adlandırılan kadınlar; Osmanlı kadınlarından tabii ki çok daha faklı. Erkekler madem bu kadar çok Osmanlı kadını, “Türk köylü kızı tazeliği”, “kadın gibi kadın” arıyor, o zaman neden şimdinin (kadından bile saymadıkları) kadınlarıyla birlikte oluyorlar? Erkekler öncelikle bu söyledikleriyle aykırı hareketlerde bulunmamayı öğrenmeliler. Önce gönlülerini eğlendirip sonra da Osmanlı kadını bulup evlenmek istemeleri kendilerini kandırmalarından başka bir şey değil. Kadınlar da sandıkları kadar aptal değil.

Eğer erkekler gerçekten, Osmanlı kadını, “kadın gibi kadın” isteselerdi, boyalı, süslü, çıplak kadınların cazibelerine kapılmadan etraflarına bakmayı bilselerdi, işte o zaman gerçek kadını görebilirlerdi. Ama bu, şimdinin erkeklerinin işine gelmiyor. Tam bir "istemem yan cebime koy" durumu hakim. “Kadın gibi kadın” arayan, boyasız, abartıdan uzak, akıllı kadın arayan erkeklerin şikayetleri sadece kalplerinde kalıyor. Beyinleri, bedenleri, zaafları onlara hükmettiği sürece de böyle olacak. Duygularını kontrol edemeyen, zaaflarına yenilen erkeklerin oluşturduğu bir toplumda da kadınlardan erkeklerine "kadın" gibi davranmalarını beklemek aptallık olur. Önce erkek "erkek" gibi davranacak, kadınına sahip çıkacak, zaaflarına yenilmemeyi öğrenecek, arz-talep meselesini ortadan kaldıracak ki daha sonra kadın da piyasa malı olmadığını hatırlayıp “kadın gibi kadın” olacak.

Bakmasını, görmesini bilene “kadın gibi kadın” her zaman bulunur.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…

Can Yücel'in tabiri ile "olmuyor beyler, olmuyor!!!"

GÜLCAN YAĞMUR

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Erkek gözüyle kadin;kadin gözüyle erkegin nasil olmasi gerektigini yazmissiniz.Bence bir bütün olmus.

GÜLCAN YAĞMUR dedi ki...

Teşekkür ederim.